İnsanları sahte bir dünyaya kilitlediler: İşler kısa sürede bu hale geldi

Haber gorseli

1991 yılında, Arizona çölünün ortasında fütüristik, devasa bir cam fanus inşa edildi. Adı Biosphere 2 (Biyosfer 2) idi. Amacı basitti ama kulağa bilim kurgu gibi geliyordu: Dünya’nın birebir küçük bir kopyasını yaratmak ve insanlığın Mars’ta nasıl yaşayacağını test etmek.

200 milyon dolarlık bu devasa deney için seçilen 4 erkek ve 4 kadın, dış dünyayla bağlarını tamamen kopararak bu cam yapının içine kendilerini kilitledi. İki yıl boyunca dışarıdan hiçbir hava, yiyecek veya yardım almayacaklardı.

Her şey harika başladı. Ancak çok geçmeden, cam sarayın içinde hayatta kalma mücadelesine dönüşecek gizemli bir olay baş gösterdi: Oksijen görünmez bir şekilde yok oluyordu.

EVEREST ZİRVESİNDE YAŞAMAK GİBİ

Deneyin üzerinden bir yıl geçmişti ki, içerideki atmosfer aniden değişti. Sekiz ekip üresi sabahları yataktan kalkamaz hale geldi. Sürekli yorgunlardı, kelimeleri hecelerken zorlanıyorlardı ve geceleri uyku apnesiyle uyanıyorlardı.

Yapılan ölçümler şok ediciydi: Atmosferdeki oksijen seviyesi normalde olması gereken %21’den, aniden %14,5’e düşmüştü. Bu durum, hiçbir dağcılık ekipmanı olmadan 5.000 metre yükseklikteki bir dağın zirvesinde yaşamaya çalışmakla eş değerdi.

İşin korkunç tarafı, oksijenin nereye gittiğini kimse bilmiyordu. Yapay okyanustaki dalgalar mı yutuyordu? Bitkiler fotosentez yapmayı mı bırakmıştı? Yoksa gizli bir sızıntı mı vardı?

BETON VE MİKROPLARIN GÖRÜNMEZ TEHLİKESİ

Bilim insanları haftalarca bu gizemi çözmek için uğraştı. Normal bir ekosistemde, oksijen azalıyorsa karbondioksit ($CO_2$) oranının tavan yapması gerekirdi. Ancak içerideki karbondioksit seviyesi de normal görünüyordu. Gaz adeta havada buharlaşıyordu.

Sonunda, doğanın insan zekasıyla dalga geçtiği o inanılmaz gerçek ortaya çıktı. Suçlu iki şeydi: Aşırı zengin toprak ve çiğ beton.

Bilim insanları içerideki tarım arazisinin verimli olması için toprağa tonlarca organik gübre eklemişti. Bu durum, topraktaki mikropların adeta çıldırmasına ve devasa bir hızla üremesine neden oldu. Milyarlarca mikrop, içerideki oksijeni adeta elektrik süpürgesi gibi emip karbondioksit üretiyordu.

 Normalde bu ölümcül karbondioksit artışı sensörler tarafından fark edilirdi. Ancak yapının iskeletini oluşturan devasa taze betonlar, havadaki karbondioksiti bir sünger gibi emiyor ve kimyasal bir reaksiyonla kalsiyum karbonata dönüştürerek duvarların içinde hapsediyordu.

Yani mikroplar oksijeni bitiriyor, beton ise suç kanıtı olan karbondioksiti gizliyordu!

YAPAY CENNETİN ÇÖKÜŞÜ HIZLI OLDU

Oksijen krizi sadece insanları vurmadı. Tozlaşmayı sağlayacak arılar ve sinekler öldü. Hamamböceği ve karınca popülasyonu patlama yaptı. Ağaçlar, rüzgar olmadığı için odun liflerini güçlendiremedi ve kendi ağırlıkları altında kırılmaya başladı.

Sekiz insanın hayatı tehlikeye girince, dışarıdan içeriye gizlice oksijen pompalanmak zorunda kalındı. “Dış dünyadan tamamen bağımsız” olma kuralı çiğnenmiş, insanlığın Mars provası başarısızlıkla sonuçlanmıştı.

Bugün Biosphere 2 hala Arizona’da duruyor ve Arizona Üniversitesi tarafından bir araştırma merkezi olarak kullanılıyor.

Bu 200 milyon dolarlık deney insanlığa çok pahalı ama net bir ders verdi: Dünya’nın milyonlarca yılda kurduğu ekosistem dengesi o kadar karmaşık ve hassas ki, elimizdeki en gelişmiş teknolojiyle bile onun küçük bir kopyasını hatasız bir şekilde inşa etmemiz (henüz) mümkün değil.

Mars’a gitmeden önce, üzerinde yaşadığımız ve bizi kusursuzca koruyan “Biyosfer 1″i, yani Dünyamızı korumamız gerektiğinin en büyük kanıtı belki de bu başarısız deneydi.

yok

Author: Fatma Kurt